Anonymous,

Please Baglan or KAYIT
Sehrimizin gururu olan Ustalarımızın hepsinin mp3 parçaları için
[ Ustalarımız - Türkülerimiz ]
Menu   
 
Ana SayfaAna Sayfa  
    Ana Sayfa
Uyelere  
    Profil
    Üye Hesabi
Genel  
YÖRELER  
Aktif  
    Forumlar
    MisafirDefteri
    Anket
    Chat
    Tavsiye et
    Link Ver
Müzik-Video  
    Kirsehir Videolar
    Ustalar MP3
    Sehir Tanitim Videolari
    mp3arama
    Kirsehir TV
    Midi
Icerik Kategorileri   
Kimler Bağlı   
 
İyi Sabahlar Misafir! 
IP:  38.107.179.236



Kulanıcı Adı
Şifre

 Katılımlar
  Bugün: 0
  Dün: 0
  Toplam: 1,349
  En Son: asbuzulu51

Lütfen Üye Ol ve AKTiF KATIL
Acilim Bilgileri   
 
Fotoğraf Galerisi
 Albümler: 323
 Resimler: 7229
  · görüntüleme: 142590
  · Oy: 143489
  · Yorum: 5
 Oluştur veya albümleri iste
 Albümlerde değişiklik yap
 Profilim
Güzel Sözler   
 
Benden sonra, birbirlerinizin boyunlarını vuran kâfirler durumuna dönüşmeyiniz.

H.Şerif
Istatistik   
 
Şu ana Kadar
24289957
Sayfa izlenimi aldık.Başlangıç: Aralık 2005
ABDALLAR






ABDALLAR

Asiret Ve Iskan Olaylarını Anlatan Turkulerin Yasatılmasında Onemli Katkıları Bulunan Bir Turkmen Toplulugu : Abdallar

Abdal, kelime olarak ''Badal'' (B D L)'ın çogulu olma ihtimalini kuvvetlendirir. Tanrıya yaranmak için faniden elini etegini çekmis, dunyadan ayrılmıs Zahid, Veli manalarının tasıdıgı Abdal kelimesi, daha sonraları anlamını genisleterek, Veli, Ermis, Sofi, Dervis manalarını da içine alan bir huviyet kazanmıstır.

Milattan sonra V. ve VI. yuzyıllarda Orta Asya tarihinde önemli rol oynamıs olan Eftalit veya (Akhun) diye bilinen kavmin adının da aslında Abdal veya Aptal oldugu iddiası kolaylıkla reddedilemez. Nitekim bugunku Yakutça'da erkek Samanların lakabı olarak kullanılan Abidal kelimesi de bu hususu dogrular mahiyettedir.

Eftalit (Ak Hunlar) devleti Altay bölgesinde ortaya çıkmıs, daha sonra guç kazanarak Turkistan bozkırlarında buyuk bir devlet kurmuslardır. 350 yıllarına dogru önce Guney Kazakistan'a gelen Eftalitler, burada bulunan Hun kavimlerini Volga'ya dogru surdukten sonra tekrar guneye yönelerek Afganistan ve Toharistan bölgesine inmisler; Maveraunnehir ve Sogdan'da hakimiyet saglayarak Iran'ı sıkıstırmaya baslamıslardır. 5. asrın sonlarında Iran'da ''Servet ve kadın herkesin ortak malı olmalıdır.'' diyen Mazdek dusuncesi ortaya çıkmıstı. Tarihe Mazdek isyanı olarak geçen bu olayda Iran imparatoru Kavaz tahttan indirildi. Hapisten kaçan Kavaz, Eftalitler'e sıgındı Eftaliter sayesinde Mazdek isyanı bastırılmıs ve daha sonra da Mazdek idam edilmistir. 513 yılında Iran tahtına oturan Anusirvan Eftalitler'in baskısından kurtulmak için Gökturkler'den yardım istedi. Anusirvan'ın ordularıyla birlesen Gökturkler Eftalitler'i ortadan kaldırdılar.

Abdal adı verilen sosyal gruplara Dogu Turkistan, Azerbaycan, Afganistan, Iran, Azerbaycan'ı ve Turkiye sahalarında tarihin bir çok dönemlerinde rastlanıldıgı gibi, tarihi belgelerle de sabittir. F. Grenard, 1898'de yayınladıgı ''Le Turkestan et le Tibet'' adlı eserinde söyle bahseder. Yerli halkın Abdal adını verdigi Abdal grubu kendilerine ''Heynu'' adını verirler. Kendi aralarında ayrı bir dille konusurlar. Kendilerinin Musluman oldugunu söylerler. Her yıl Muharrem''de matem ayini yaparlar. Hz. Ali'ye ve evlatlarına buyuk muhabbet beslerler. Grenard, bunlardan elde ettigi Turkçe olmayan yetmis yedi kelimeden otuz yedisinin Farsça, on birinin bozuk Farsça oldugunu. Asıl dillerinin ise Turkçe'yle çogaldıgını sentaks itibarıyla dillerinin tamamen Turkçe oldugunu söylemektedir.

Nebelson ise 1852'de yayınladıgı eserinde Hazar ötesi Turkmen toplulukları arasında Abdal adıyla anılan bir kabilenin varlıgını açıklar. Bu topluluk hakkında bize su bilgileri verir. ''Oradaki Turkmenler'ce yasatılan bir ananeye göre Turkmenler'in ayrıldıgı 12 boydan altısı Kayin oglu Hasan (Esen) dan gelmislerdir. Bunların birincisi ise Abdal boyudur. Damgaları Ay'dır.

Bir Turkmen devleti olan Safeviler döneminde, Iran'ın çesitli bölgelerinde yasayan Turk kabileleri içinde en önemli topluluklardan birini teskil eden Samlu, oymakları arasında Abdallı adıyla anılan bir oymagın oldugunu göruyoruz. I. Abbas devrinde Horasan'da beyler beyi görevini yuruten Huseyin Han ve oglu Hasan Han da yine bu Abdallı oymagına mensup idiler.

Orta Asya'dan Iran Azerbaycan yoluyla Anadolu'ya, bir muddet sonra da Halep, Sam Turkmenleri içindeki bazı oymaklarla Iran'a giden bir Abdal oymagının varlıgını Tahmasb tezkiresi bize bildirmektedir. Bu bilgiler ısıgında Abdalların Horasan ve civarında bir Turkmen kabilesine mensup oldugunu, Mogol baskısıyla Anadolu'ya geldiklerini söyleyebiliriz. Nitekim Cevdet Turkay'a göre Abdal oymakları arsiv belgelerinde ''Turkmen taifesi'' olarak gösterilmis, yine bu belgeler, Abdalların hem Turkmen asiretleri hem de Turkmen cemaatleri olarak Anadolu'nun bir çok bölgelerine yerlestiklerini bildirir.

XII ve XIV, yuzyıllarda Iran'da yazılmıs metinlerde, Abdal kelimesi ''Dervis, Sufi'' manasında kullanılmıstır. XV, yuzyıldan itibaren dervislik ile avareligi birbirine karıstıranlar, Abdal kelimesine ''Divane, Meczub'' diyerek horlanan bir mana yuklemislerdir. Bir muddet sonrada bu kelime, Bön: ahmak anlamına gelecek derecede kaba ve hayrat kullanılmıstır. Abdal kelime ve kavramının diger ulkelerden ziyade Anadolu'da daha yaygın kullanıldıgını yine yazılı vesikalardan göruyoruz. Selçuklular döneminde Mogollar tarafından talan edilen Anadolu'nun yeniden imarı için görev bölumu yapan Anadolu'nun Halk erenleri, Ahilerin basına Ahi Evran Veli'yi. Gazilerin basına Seyh Edebali'yi. Bacıların basına Fatma Bacı'yı. Abdalların basına da Hacı Bektas Veli'yi getirmislerdir. Rum Abdalları denilen bu toplulugun o dönemler Anadolu'da önemli görevler ustlendigi de tarihi bir gerçektir.

XVII. yuzyılın ortalarında tarihe Kadızadeler adıyla geçen ve seriat açısından katı bir yol tutan alimlerle, Tasavvufçular arasındaki çekisme Osmanlı idarecilerine sırtını dayayan kadızadelerin galibiyetiyle sonuçlanmıstır. Tasavvufçuların cevaz verdigi musiki ve sema'ın gunah ve sapkınlık oldugunu söyleyen Kadızadelerin, uygulamaya koydugu baskı ve menfi propagandalar, Anadolu halkı uzerinde etkisini göstermis, bazı bölgelerde yasayan halk, saz çalan, turku söyleyen, siir yazanları inançsız ve sapık kisiler olarak görmeye baslamıstır. Ozan Dede Korkut ve Kopuz gelenegini yasattıkları için, Turk toplumu tarafından her dönemde önemli bir yeri olan bu nedenle de ekonomik açıdan iyi durumda olan Abdallar, yukarıda arz ettigimiz menfi propagandalar neticesinde ekonomik açıdan iyice yoksullasmıslardır. XVIII. yuzyıldan itibaren Abdal kelimesi ''serseri, dilenen'' manasına kullanılmaya baslanmıstır. Bir dönemler Turkmen beylerinin himayesinde onların dugunlerinde çalan, sunnetlerini yapan Abdallar, Fırka-i Islahiye'den sonra sehir ve köyleri dolasarak, dugunlerde derneklerde çalgı çalmıslar, sunnet yapmıslar ve hatta oynayıp çoluk çocuklarının gunluk nafakasını çıkartmaya çalısmıslardır. 

Kirsehir Yozgat, Kaman, Keskin, Hacıbektas, Avanos ve Ortaköy yöresinde yogunlasan Abdallar, Fırka-i Islahiye'den sonra kendileri gibi diger Turkmen ailelerde birlikte Kirsehir merkez olmak uzere orta Anadolu'ya gelmisler. Kirsehir'in yagmurlu Buyukoba, Hacıbektas'ın Engel, Avanos'un Buyuklu, ortaköy'un Kumbet köylerine yerlesmislerdir. Horasan'dan yagmur Dede'nin baskanlıgında Anadolu'ya geldikleri bildirilen Abdalların, Kirsehir' in yagmurlu köyune oturdukları zaman baskanları ulu kisi yagmur dedenin adını bu köye verdikleri savı ise abdallar hakkında arastırma yapanların bu savı önemseyip konunun uzerinde ısrarla durması gerekir.

XVIII. yuzyıl baslarında Anadolu'nun guneydogusunda Turkmen asiretlerinin arasında diger meslek gruplarının yanı sıra, Abdal saz sairlerinin bulundugu, bunların Turkluklerinden en ufak bir suphe bulunmadıgı ve hala eski Turk saman geleneklerinin izlerini tasıdıklarını bildiren kaynaklar ise bizim yukarıda belirttigimiz bu savımızı dogrulamaktadır.

Fırka-i Islahiye ile birlikte yerlesik hayata geçen Turkmenlerin yogun olarak yasadıkları bölgelere yerlesen Abdallar'ın, Dede Korkut ile Hoca Ahmed Yesevi geleneginin birer temsilcileri olduklarını söylemek, gerçege uygun bir gözlem olsa gerektir. ''Dede Korkut, kopuzlu Veli uluların atası sayılmıstır. Cunku, elinde kopuz tasıyan kimse, ''Dede Korkut hurmetine'' saygı göruyordu. O, bir devlet ve butun Turk kavimlerinin ulusu idi. Kopuzu ile ögerek guç veriyor, halka yol gösteriyordu. Bu nedenle Kopuzun sihirli sesi, toplumu yönlendiriyordu. Cunku Turklerde ''Kopuz, Orta Asya ve Anadolu sazlarının, unlu ve sanlı bir atasıdır. Bu da bize Anadolu Turklerinin ve Anadolu Turk kulturunun köksuz olmadıklarını göstermektedir. Diger yandan Islamiyet'in Turkler arasında yayılmaya basladıgı dönemlerde, Arap ve Iran kultur emperyalizmini çabuk fark eden, Hoca Ahmed Yesevi, Turk kulturunu korumak amacıyla ''Hikmet'' adını verdigi Turkçe siirlerini dervisleri vasıtasıyla en uzak bölgelerdeki Turk topluluklarına ulastırmayı basarmıstır. Bu Hikmetler Turkler arasında dusunce, dil ve inanç birliginin kurulmasında buyuk faydalar saglamıstır. Turklerin Anadolu'ya gelmelerinden sonra da yine bu gelenekte beslenen Turk edebiyatı önemli asamalar kaydetmistir. Bu gelenek ise Milli tarzın en kuvvetli temsilcisi Yunus'tan Asık Pasa'ya, Pir Sultan'dan Karacoglan'a, Asık Omer'den Köroglu'na, Dadaloglu'dan Asık Suluk Huseyin'e, kadar ulasmıstır. Diger yandan saz çalmasını bilmeyen fakat iyi siir yazan sairler, On altıncı yuzyıldan itibaren yazdıkları siirlerini saz çalan sairlere intikal ettirerek kendi ad ve söhretlerinin yayılmasına çaba sarf etmislerdir. On sekizinci yuzyılda halk arasında popularite kazanan saz sairligi, saz çalmasını bilmeyen bir çok sairi saz çalmaya mecbur kılmıstır. Cunku sazsız sözden fazla zevk almayan halk, saz çalmayan bir sairin siirlerinin yayılmasına önculuk etmemistir.

Bu nedenle, yazdıklarını sazla söyleyen sairler, yukarıda da belirtildigi gibi,   buyuk sehirlerde, kahvelerde, meclislerde, konaklarda hatta saraylarda sevilen ve aranılan bir sınıf olusturmuslardır. Yine bu gruba dahil, pek siir yazmayan fakat diger asıkların tabiat, göç, savas, iskan, gurbet v.s. konularını isleyen siirlerini besteleyip çalan ve usta yorumlarıyla genis halk kitlelerine sevdiren, bir Abdal toplulugunun varlıgı, pek çok örnekleriyle bugun de canlı olarak yasatılmaktadır. Bulduk ve Yusuf ustadan Muharrem Ertas'a, Hacı Tasan'dan Cekiç Ali'ye, intikal eden bu gelenek, gunumuzde Abdalların yasayan temsilcisi olarak, Neşet Ertaş'la devam etmektedir.










Copyright © KIRSEHiR.gen.tr Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2002-09-13 (10581 Okuma)

[ Geri Dön ]
Content ©